İçeriğe atla

Blog

Herkese Yetişirken Kendimize Geç Kalmak

Herkese bir şekilde yetişiyoruz ama günün sonunda bir kişi hep eksik kalıyor: kendimiz. Sınır koymak bencillik değildir; kendini tamamen tüketen bir insanın başkasına verecek gücü de bir gün tükenir. Bugün kendinize küçük bir yer açın ve sorun: “Ben nasılım?”

Sabah gözümüzü açıyoruz. Daha yataktan kalkmadan zihnimiz çalışmaya başlıyor.

Çocukların hazırlığı…
Evde yapılacaklar…
İş…
Telefonlar…
Mesajlar…
Yetişmesi gereken işler…
Aranması gereken insanlar…
Gidilmesi gereken yerler…

Ve daha gün başlamadan kendimizi bir koşunun içinde buluyoruz.

Birine yardım ediyoruz.
Bir başkasının sorununu dinliyoruz.
Çocuğumuzun ihtiyacını karşılıyoruz.
Eşimizin unuttuğunu hatırlatıyoruz.
İş yerinde birinin açığını kapatıyoruz.
Ailemizin yükünü omuzluyoruz.
Arkadaşımız aradığında yanında oluyoruz.

Herkese bir şekilde yetişiyoruz. Ama günün sonunda bir kişi hep eksik kalıyor:

Kendimiz.

Kendimize Ayıracak Vaktimiz Neden Hep En Son Kalıyor?

Birine, “Bugün kendin için ne yaptın?” diye sorsanız çoğu insan bir süre düşünür. Çünkü bu soruya verecek hazır bir cevabımız yoktur.

İş yaptık.
Çocuğumuzla ilgilendik.
Alışveriş yaptık.
Telefon görüşmeleri yaptık.
Birilerinin problemlerini çözdük.

Ama kendimiz için ne yaptık? İşte orada sessizlik başlar.

Çünkü bize uzun yıllar boyunca şöyle öğretildi:

  • İyi insan fedakâr olur.

  • İyi anne kendini çocuklarına adar.

  • İyi baba ailesi için durmadan çalışır.

  • İyi evlat anne babasının her ihtiyacına koşar.

  • İyi çalışan verilen bütün görevleri yerine getirir.

Bunların hepsi kıymetlidir. Ama bazen çok önemli bir ayrıntıyı unutuyoruz.

Kendini tamamen tüketen bir insanın başkasına verecek gücü de bir gün tükenir.

Yorulmak Değil, Kendinden Uzaklaşmak

Bazen insan fiziksel olarak değil, ruhen yorulur.

Sabah kalkar. İşlerini yapar. Güler. Konuşur. Hatta çevresindeki insanlar onun ne kadar güçlü olduğunu söyler. Ama içinde bir yerde sürekli bir yorgunluk vardır.

Neden? Çünkü insan sadece çok iş yaptığı için yorulmaz.

  • Kendi ihtiyaçlarını uzun süre görmezden geldiğinde de yorulur.

  • Hep güçlü olmak zorunda kaldığında yorulur.

  • Herkesi dinleyip kendisini dinleyecek kimse olmadığında yorulur.

  • “Hayır” demek istediği hâlde “tamam” dediğinde yorulur.

  • Canı istemediği hâlde sırf kimse kırılmasın diye kabul ettiğinde yorulur.

Ve belki en çok da, kendi hayatında misafir gibi yaşamaya başladığında yorulur.

Bir Gün Aynaya Bakıp “Ben Neredeyim?” Diyebilirsiniz

İnsan bazı şeyleri yavaş yavaş kaybeder. Bir anda olmaz.

Önce sevdiği bir şeyi yapmayı bırakır. “Şimdi vakti değil.” der.
Sonra arkadaşlarıyla görüşmeyi azaltır. “Çok yoğunum.” der.
Sonra bir hobisini bırakır. “Çocuklar biraz büyüsün.” der.
Sonra kendi ihtiyaçlarını erteler. “Önce şu işler bitsin.” der.

Ama işler bitmez. Çocuklar büyür. Başka sorumluluklar gelir. Hayat devam eder.

Ve bir gün aynaya bakarsınız. Yüz aynı yüzdür. Ama içinizde bir soru belirir:

“Ben ne zaman bu kadar kendimden uzaklaştım?”

İşte bu soru önemlidir. Çünkü bazen insan başkalarını kaybetmekten korkarken kendisini kaybettiğini fark etmez.

“Hayır” Demek Kötü İnsan Olmak Değildir

Bize öğretilmesi gereken ama çoğu zaman öğretilmeyen bir kelime vardır: Hayır. Hayır diyebilmek.

  • Her davete gitmek zorunda değilsiniz.

  • Her problemi çözmek zorunda değilsiniz.

  • Herkesin yükünü taşımak zorunda değilsiniz.

  • Her arayana aynı anda cevap vermek zorunda değilsiniz.

  • Her beklentiyi karşılamak zorunda değilsiniz.

Ama nedense “hayır” dediğimizde suçluluk hissederiz. Karşı tarafın kırılacağını düşünürüz. Bizi yanlış anlayacağını düşünürüz. Bencil olduğumuzu düşünürüz.

Oysa sınır koymak bencillik değildir. İnsanın kendi ruhunu korumasıdır.

Uçakta verilen güvenlik talimatını düşünün. Oksijen maskesi düştüğünde önce kendi maskenizi takmanız söylenir.

Neden? Çünkü siz nefes alamazsanız yanınızdaki insana yardım edemezsiniz.

Hayatta da durum bundan çok farklı değildir.

Kendiniz İçin Yaşamak, Başkalarını Sevmemek Değildir

Bazen insanlar şu iki şeyi birbirine karıştırıyor: “Kendimi düşünürsem sevdiklerimi ihmal ederim.”

Hayır. Kendinizi düşünmeniz sevdiklerinizi daha az sevdiğiniz anlamına gelmez. Tam tersine.

Kendi ruhunu besleyen insan daha sabırlı olur. Daha huzurlu olur. Daha anlayışlı olur. Kendisine iyi davranabilen insan çoğu zaman çevresine de daha iyi davranır.

Çünkü insanın içinde olmayan bir şeyi sürekli başkalarına vermesi mümkün değildir.

İçinizde huzur yoksa sürekli huzur dağıtamazsınız.
İçinizde sevgiye yer bırakmadıysanız başkalarına sonsuza kadar sevgi veremezsiniz.
Kendinize merhamet etmiyorsanız bir noktadan sonra başkalarına gösterdiğiniz merhamet de yorulmaya başlar.

Kendimize Dönmek İçin Büyük Değişiklikler Gerekmiyor

Bazen hayatımızı değiştirmek deyince çok büyük kararlar düşünüyoruz. İşi bırakmak. Şehir değiştirmek. Uzun bir tatile çıkmak. Her şeyi geride bırakmak.

Oysa bazen kendimize dönmek çok daha küçük şeylerle başlar.

  • Sabah kahvenizi acele etmeden içmek.

  • Yirmi dakika yürümek.

  • Sevdiğiniz bir şarkıyı dinlemek.

  • Uzun zamandır okumak istediğiniz kitabın birkaç sayfasını okumak.

  • Telefonu sessize almak.

  • Bir akşam kimse için değil, sadece kendiniz için bir şey yapmak.

  • Belki yıllardır ertelediğiniz bir kursa başlamak.

  • Belki bir arkadaşınızla buluşmak.

  • Belki de hiçbir şey yapmadan oturmak.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı yeni bir şey yapmak değil, biraz durmaktır.

“Ben Ne İstiyorum?” Sorusunu En Son Ne Zaman Sordunuz?

Hayatımız boyunca bize çok soru sorulur.

“Hangi okula gideceksin?”
“Ne iş yapacaksın?”
“Ne zaman evleneceksin?”
“Çocuk düşünüyor musunuz?”
“İşte ne zaman yükseleceksin?”
“Evi ne zaman alacaksınız?”

Ama çok az insan bize şunu sorar:

“Sen gerçekten ne istiyorsun?”

Belki de bu soruyu artık kendimize sormamız gerekiyor.

  • Ben ne istiyorum?

  • Nasıl bir hayat istiyorum?

  • Neler beni mutlu ediyor?

  • Neler beni tüketiyor?

  • Hayatımda kimlere ve nelere gereğinden fazla yer veriyorum?

  • Kendim için neyi sürekli erteliyorum?

Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Ama insan bazen iyileşmeye doğru cevaplarla değil, doğru sorularla başlar.

Çocuklarımız da Bizi İzliyor

Özellikle anne babaların şunu düşünmesini isterim: Çocuklarımız yalnızca bizim onlara söylediklerimizi öğrenmiyor. Nasıl yaşadığımızı da öğreniyor.

Bir anne sürekli kendisini ikinci plana atıyorsa kızı sevgiyi kendinden vazgeçmek sanabilir.

Bir baba sürekli çalışıyor ve kendisine hiç zaman ayırmıyorsa oğlu yetişkinliği yalnızca sorumluluk taşımak zannedebilir.

Çocuğunuza verebileceğiniz önemli örneklerden biri de şudur:

“Ben sizi çok seviyorum ama kendime de iyi bakıyorum.”

Çünkü kendi değerini bilen anne babalar, çocuklarına da kendi değerlerini öğretir.

Belki Bugün Bir Şeyi Değiştirebilirsiniz

Bu yazıyı okurken muhtemelen yine yapmanız gereken işler var.

Belki telefonunuzda cevap vermediğiniz mesajlar bekliyor.
Belki birazdan bir yere yetişeceksiniz.
Belki birilerinin sizden beklentileri var.

Hepsi olacak. Hayat devam edecek.

Ama bugün kendinize küçük bir yer açın. On dakika bile olsa. Ve kendinize şu soruyu sorun:

“Ben nasılım?”

Bu soruyu uzun zamandır kimse sormamış olabilir. Belki siz bile.

Herkese yetişmek güzel. Sevdiklerimizin yanında olmak çok kıymetli. Ama hayat bize yalnızca başkalarının hikâyesinde yan karakter olmak için verilmedi.

Sizin de bir hikâyeniz var.
Sizin de istekleriniz var.
Sizin de dinlenmeye, anlaşılmaya, gülmeye ve yaşamaya hakkınız var.


Unutmayın:

Bir gün bütün işler bitebilir.
Çocuklar büyüyebilir.
İnsanlar kendi yollarına gidebilir.
Hayatın telaşı biraz azalabilir.
Ve siz kendinizle baş başa kalabilirsiniz.

O gün, “Ben herkese yetiştim ama kendime hiç sıra gelmedi.” dememek için… Belki bugün biraz yavaşlamak gerekir.

Çünkü insan bazen herkese yetişirken kendisine geç kalır.

Ve hayattaki en acı gecikmelerden biri, insanın kendi hayatına geç kalmasıdır.